Karşılaştırmalardan bazıları şöyle:
Tepki zamanı:
Plazma TV’ler herhangi bir keskinlik
veya detay kaybı yaşamadan
hareketli objeleri görüntüleyebilirler.
Plazma teknolojisi her pikselin bir
imaj üretebilmesi için sadece
bir pulsa ihtiyaç duyduğu için tepki
zamanı nerdeyse bir andır.
LCD teknolojisi piksellerin, aktiften
inaktif hale ve sonra yine aktif hale
geçerek tek bir tepki döngüsü
tamamlarlar.
Tepki zamanları 4 milisaniye ile 25
milisaniye arasında değişir.
En hızlı LCD ekranlar dahi belli bir
miktar hareket bulanıklığı yaşayabilirler.
PLAZMA.................................................. ....................LCD
Örnek:
Bir LCD ekran ile, servis olarak
atılan bir tenis topunun sahaya çarpışını net olarak görmeniz zor
olabilir.
Tepki hızı topun yol aldığı hat ile
uyumlu olarak devam edecek hızda olmayabilir.
Plazma ekranda ise spor ve filmler
gibi hızlı aksiyon olan görüntülerin her anını yakından izleyebilirsiniz.
İzleme açısı:
Plazma TV’ler, ışığı doğrudan ekran
hücrelerinden veya piksellerinden yaymaları sayesinde,
renkte ve kontrastta ciddi herhangi
bir kayıp olmaksızın çok geniş açılardan izlenebilirler.
Bununla birlikte, LCD pikselleri
arkalarındaki bir ışık kaynağından ışık aldıkları için
LCD ekranlar 45 derece kadar kü***
açılarla izlenseler dahi kontrast ve renk kaybı yaşabilirler.
Plazma – Tüm açılardan olağanüstü
yüksek kontrast oranı sunar
LCD – Görüş açısının 45°‘den fazla
olması kontrast oranında azalmaya sebep olmaktadır.
Örnek:
Şampiyonanın final günü ve herkes
sizin geniş ekranlı flat TV’nizde maçı izlemek için
bir araya geldi. Eğer bu TV plazma
teknolojisi kullanırsa, herkes görüntüden zevk alabilecektir
ve bu nerede oturduklarına bağlı
olmayacaktır. Eğer TV’niz LCD teknoloji kullanırsa,
45 dereceden fazla bir açıyla TV
seyreden herkes nispeten daha zayıf bir görüntü izleyecektir
ve bu da en iyi oturma yerleri için
muhtemel kavgalara sebep olabilir.
Ekran yanığı:
Ekran yanığı bazı TV’lerde parlak bir
imaj elementi, bir kanal logosu gibi,
uzun süre için ekranda kalırsa
oluşabilir. İlk zamanlarda, plazma TV’ler ekran yanığına maruz
kalıyorlardı.
Bununla birlikte bu konu ekran
koruyucu sistemleri ve büyük fosfor gelişmeleri sayesinde büyük oranda
giderildi.
Artık plazma TV’de bilgisayar oyunları
oynayabilir veya logo ağırlıklı kanalları
çeşitli statik imajların ekranda uzun
zaman kalmasından kaygılanmadan izleyebilirsiniz.
Enerji kullanımı:
Plazma TV’ler LCD’lere göre daha fazla
güç kullanmazlar.
Eğer her teknolojinin nasıl
çalıştığına bir bakarsanız çok anlamlı bir gerçektir bu.
Plazma TV’ler örneğin, bir pikselin
aydınlanması için tek bir plazma hücresinin ateşlenmesine ihtiyaç duyar.
Plazma piksellerinde karanlık, onlara
giden gücün kesilmesi ile temin edildiğinden,
plazma TV’ler nispeten daha az
enerjiyle karanlık görüntüleri oluşturabilirler.
LCD’ler ise, sürekli yanan arka ışık
kullanımları dolayısıyla, görüntünün karanlık
veya aydınlık olmasına bağlı
olmaksızın, her zaman sabit enerji kullanırlar.
Örnek:
Yüzüklerin Efendisi DVD’ sini
seyretmeye karar verdiniz. Eğer LCD TV’niz varsa,
film, bol miktarda karanlık ve
aydınlık görüntülerin karışımından oluşsa da,
TV aynı sabit “orta seviye” enerji ile
çalışacaktır.
Çünkü arka ışığı karanlık görüntüler
söz konusu olduğunda dahi sabit kalır.
Eğer aynı filmi, bir plazma TV’de
seyrederseniz, LCD TV’ye göre,
parlak sahnelerde potansiyel olarak
daha fazla enerji kullanacaktır.
Ancak karanlık sahnelerde LCD TV’den
daha az enerji kullanacaktır.
Bu da toplam harcanan enerjinin kabaca
aynı olduğu anlamındadır.
Aslında, gerçekten karanlık bir film
ile, plazma TV’ler
çoğu LCD TV’lere göre oldukça az
enerji harcayabilirler!
Kullanım ömrü:
Plazma TV’ler gerçekte LCD TV’lerin
kullanım ömürlerinin en azından yarısına sahiptirler.
Her iki TV de, orijinal
parlaklıklarının yarısından fazlasını kaybetmeden önce en azından
60.000 saatlik bir ömür sunarlar. Bu
da günde altı saatlik bir izleme ile 27 yıla denk gelir.
Plazma ekranlar gerçekte kullandığınız
görüntü ayarlarına bağlı olarak daha uzun süreli kullanılabilirler.
Örneğin, kontrastı düşük tutarak
plazma ekranın ömrünü potansiyel olarak uzatmış olursunuz.
Üretimin tamamının aynı kurumda
olması:
Eğer bir TV farklı firmalardan gelen
bileşenleri kullanarak üretiliyorsa,
bu bileşenlerin bir araya gelişi ve
çalışması, aynı tek bir üreticide tüm parçaların üretildiği
bir TV’ye kıyasla aynı kalitede
olmayacaktır.
Genelde, Plazma TV’ler tek bir firmada
geliştirilip üretilmeye daha meyillidirler.
Diğer taraftan LCD TV’ler genelde
çeşitli üçüncü taraf firmaların parçalarını kullanarak imal
edilmektedirler.
Daha da kafa karıştırıcı olacak
şekilde, LCD TV’ler geleneksel olarak fason olarak üretilmektedirler.
Yani bazı firmalar bunları başka
üreticilerden satın alır
ve kendi markalarını bunların üzerine
koyarak satarlar.
Dolayısıyla, aldığınız LCD TV’nin
ekranındaki marka,
ürünün ana kısımlarını imal eden
üretici firma olmayabilir.
Plazma ekran aldığınızda hemen her
zaman, size en iyi izleme tecrübesini yaşatmak için
söz konusu teknolojinin ürün üzerinde
yer alan markanın firması tarafından
spesifik olarak geliştirildiğinden
emin olabilirsiniz.
Vista XP'den daha güvenli değil!
Electrical Numerical Integrator And Computer
ENIAC, Amerikan Ordusu tarafından geliştirilmiş olan ve bilgisayar diyebileceğimiz ilk cihaz. Aslında sayıları makinalara hesaplatma işinin geçmişi 1839'lu yıllara kadar gidiyor. İngiliz Charles Babbage mekanik olarak çalışan ilk bilgisayarı üreten kişidir. Kadın matematikçi Ada Countless Lovelace ile beraber geliştirdikleri makinanın ismi "difference engine". Makina basit difransiyel eşitlikleri çözebiliyordu. Daha sonra teorik olarak geliştirdikleri diğer bir makinayı ise hiçbir zaman üretemediler. Ancak sonuçta Babbage'ın ürettiği cihaz tamamen mekanikti ve günümüz bilgisayar sistemlerinin atası kabul edilmiyor.
1930'lu yıllara gelindiğinde fizikçiler aynen ENIAC'ın kullandığı vakum tüplerinden oluşan radyasyon sayaçlarını kullanıyorlardı. Bu yıllarda İngiliz Gizli Haber Alma Örgütü, John Atanasoff ve IBM bilgisayarlar üzerine çalışmalar yapıyordu. Iowa State Kolejinde fizik okuyan John Atanasoff, yüksek hızlı veri hesaplama üzerine çalışmalar yapıyordu. Teorik olarak geliştirdiği sistemi 1941 yılına kadar yapma imkanı bulamadı.

John Mauchly'nin ilgilendiği ana alan hava tahminleri problemlerini çözmekti. Meteorolojik araştırmalar muazzam büyüklükteki istatistik verilerinin hesaplanmasına dayanıyordu ki bunlar için mutlaka bir cihaz geliştirilmeliydi. Ursinus KOlejinde profesör olan Mauchly, bu hesaplamaları yapacak sistemler üzerine çalışırken soğuk katod tüplerinden faydalanabileceğini bulmuştu. Her ne kadar bunlar yüksek güçlü vakum tüplerinden daha yavaş olsalarda, daha ucuzdular ve daha az elektrik enerjisine ihtiyaç duyuyorlardı. Mauchly, bu projeyi destek alıp geliştiremediği için öncelikce "harmonic analyzer" adını verdiği hemen hemen aynı işi yapan analog bir cihaz geliştirdi.
1941 yılında Amerika savaşa girdiğinde, özel ve gizli bir proje için Moore okulu görevlendirildi. Mauchly buraya gelerek programa katıldı. Bu arada okulun en parlak öğrencilerinden biri olan J. Presper Eckert, laboratuar asistanı olarak göreve başladı. Eckert daha önceden manyetik alan etkisini ölçüp verileri bir film üzerine yazan bir cihaz geliştirmişti.
Birlikte çalışan Eckert ve Mauchly, 1942 yılında "Hesaplamalarda Vakum Tüplerinin Kullanımı" başlığı ile bir rapor yayınladılar. Atış sistemlerinin hesaplanması daha acil bir hal almaya başlayınca, laboratuarın çalışmaları hızlandı. Okulda kullanılan masaüstü hesap makinaları ile bir olasılığın hesaplanabilmesi 40 saati alabiliyordu ve bu makinadan yalnızca 1 adet vardı. Amerikan birlikleri 1943 yılında Afrikaya ayak bastıklarında daha önceden görmedikleri bambaşka bir yeryüzü ile karşılaştılar ve hesaplamalar burada çalışmadı. Ordunun acilen yeni bir atış tablosuna ihtiyacı vardı. Ordunun bu ihtiyacı, hızlı hesaplama yapabilen bir bilgisayar sistemini kaçınılmaz hale getirdi.
Mauchly'nin hazırlamış olduğu rapor bir anda bir projeye dönüştü. 2 Nisan 1943 yılında "Elektronik Difransiyel Analizör" projeyi devereye girmiş oldu. Projeyi aldıktan sonra Mauchly ve Eckert çalışmalarını hızlandırdılar ve ordu ile anlaşma imzaladılar. Projenin ismi: ENIAC
1942 yılında çözülmesi gereken en büyük problem onluk sayaçtı. Bu elektronik sayaç rakamları hafızasında tutabilecek ve 0'dan 9'a kadar artırabilecekti. Projenin ilk 6 ayında değişik yerlerden önerilen 4 değişik sayaç projesi denendi. Diğer bir problem ise güvenilirlikti. Çünkü vakum tüplerinin sayısındaki artış hesaplamaların güvenilirliğini tehlikeye atıyordu. O güne kadar radyolarda, telefon sistemlerinde veya yangın ihbar sistemlerinde vakum tüpler problemsizce kullanılabiliyordu ancak bu kadar çok sayıda vakum tüp birçok hataya neden olabilirdi. ENIAC üzerinde 17,480 tüp vardı ve saniyede 100,000 sinyal üretiliyordu ki oluşabilecek herhangi bir hata 1,87 milyar olasılık doğmasına neden oluyordu. Eckert ve ekibi birçok değişik tipteki vakum tüpünü denediler. Birçok tüpün ömrünün oldukça kısa olduğu görüldüğü.Dolayısıyla ENIAC'da daha düşük güç ile çalışan ancak uzun ömürlü tüpler kullanıldı.
ENIAC 1946 yılında bitirildiğinde, üretilme amacı sona ermiş ve savaş bitmişti. Aslında 1945 yılında ilk olarak kullanıldığında, topların atış hesaplamalarından ziyade zincirleme termo nükleer reaksiyon ve hidrojen bombasının hesaplanmasında kullanılmıştı.




